30 Mart 2024 Cumartesi

03

Bu sabah telefonun hatırlattığına da bak.


Yapmam gereken onca şey varken anılara daldım ((:

Burayı çok seviyorum. Gördüğüm ilk andan beri. Ormanı ilk gördüğümde gözlerim dolmuştu ve hayatımda ilk kez kendimi bir yere ait hissetmiştim.Sanki her zaman buralardaydım gibi. Eskiden tanıdığım bildiğim ve sonra uzağına düştüğüm bir şeye kavuşmuşum gibi. Bunu şu an kendime hatırlatıcı olsun diye yazıyorum.

25 Mart'ta buraya gelişimizin 3. yılı doldu ve artık 4. yıla doğru gidiyoruz. Geldiğimizden beri o kadar çok şey sığdırdık ki zamana. Bazen zorlandığımız da oldu ve ben zorlanınca M. sıkıntıma son vermek için 'Gitmek istiyorsan gidebiliriz' dedi. İstemiyorum.

Bazen kabuslarımda şehri görüyorum. Kalabalık, kaos. Gece gibi karanlıklarda işe gidiyor olmak. Çok korkunç geliyor. Hiç istemiyorum. Tabi ki hayat ve asla dememem gerektiğini çoktan öğrendim, günler ne getirir bilemiyoruz ama burayı çok seviyorum ve buradan gitmek istemiyorum.

Geçtiğimiz ay M. çok güzel bir teklif aldı, iyi bir pozisyon ve şirketten. Tam da işle alakalı kafamızda soru işaretleri oluştuğu bir zamanda. Normal şartlarda akıllı düşünen birileri kabul ederdi, ben 'Gitmeyelim' dedim. M. de kabul etti ((:

Buradan, ormandan ayrı yapamam gibi geliyor. Neden bunu yazıp duruyorum, çünkü gündemimiz buydu geçen ay. Bütün sıkıntılara rağmen ben burayı seviyorum. Gerçek aşk da bu değil mi ((: Her şeye rağmen sevmek, her şeye rağmen kalmak. Hı hı öyle tabi. Bu gündemden çıkmışken karşıma bu video çıktı bu sabah. Göl. Köyden sevdiğim ve vakit geçirmekten keyif aldığım arkadaşlarımızla gittiğimiz bir günden. Cennet gibi bir yerde yaşıyoruz. Deniz, göl, orman. İlk taşındığımız zamanlarda ciddi ciddi öldüm ve cennete mi geldim dediğim zamanlar oldu ((: Hala bunu söylüyorum ara sıra. Ormana her gittiğimde ilk kez gitmiş gibi büyülenmiş çıkıyorum. Gölü her gördüğümde o sakinliği içime dokunuyor. Yaşadığımı hissediyorum. İnsanın ihtiyacı olan tek şey doğa. Bahçedeki ağaca sarılmadan, yeşili görmeden yaşamak çok tatsız olur.

Şikayet ettiğim şeyleri yazmak, konuşmak istemiyorum, sevmiyorum. Çünkü şikayet ettiğinde çoğalıyor. Şükrettiğinde çoğalıyor. Elbette her şey baştan beri lay lay lom değil. Hiç de olmadı. Zaten hayatın akışı öyle değil ama işte şikayet şikayeti çoğaltır. Ben hep güzel şeylerden bahsedip, güzel şeyleri çoğaltmak istiyorum. Belki bu biraz Pollyannacılık, belki gerçekçi olmamak. Adı her ne ise. Teyzem beni çocukken Fulyannnaaam Polyannnnnnam diye severdi. Hep bundan bu sevgi pıtırcıklığı yanım :p

((:

Bugün dün elime ulaşan kargomdan yani şu dört gözle yollarını beklediğim kitaplarımdan birinden bahsedecektim gölü görünce bunları yazıverdim. 

Kitaba ba yıl dım ((: İyi ki almışım. 



Tabi bir yandan yapılacaklar listeme bir sürü yeni model eklenmiş oldu, bu da zihnimde ağırlığa sebep oluyor. 

Yapılacak çok işim var. Evi baştan sona taşınırcasına temizleme niyetim var, çekmem gereken videolarım var, yetiştirmem gereken siparişlerim var. Herşeyi bıraktım geldim burada yazı yazıyorum ((: Olsun o da lazım.

Buraya taşındığımız zamandan beri karşıma çıkan çok ilginç insanlar oldu. Komşumun arkadaşı Numeroloji hakkında kitap da yazmış bir yazarla tanışmıştım örneğin. Dedikleri çok fazla aklımda değil ama tek hatırımda kalan bana zihin insanı olduğumu söylemesiydi. Karşıma çıkan insanlar ve ilgi alanları çoğu zaman beynimin analitik yanına ters düşse ve baya kendimle çelişkiler yaşamama sebep olsa da, çok mantıksız gelse de bir yandan nasıl tesadüf olabilir yaşadığım onca şey diyorum. Nasıl beni bana anlatabilirler açıklanamaz ilim dedikleri şeylerle. Bunu sadece Numeroloji analizim için değil, tanıştığım pek çok ilginç insan ve ilgilendikleri şeyler için söylüyorum. Zihin insanı olmakla alakalı dediği şey o kadar doğru ki. Hep tam da dediği gibi biriydim. Tam bir haftadır kendimi zihinsel olarak büyük bir temizliğe hazırlamaya çalışıyorum ve düşünmekten yoruldum. Yorulunca da yapmış kadar oluyorum ve ertelenip duruyor ((: Bu pek çok konu için böyle. Düşün düşün sonu yok, gereksiz yormaktan başka işe yaramıyor. 

Temiz evi çok seviyorum ama temizlik yapmayı hiç sevmiyorum. Neyse ki onun da kolay bir yolunu keşfettim buraya geldiğimden beri. Uzun yıllarım okul sonrası iş olarak geçtiği için hayatım ev işlerinden hiç anlamazdım. Annem de bana yüklenmezdi ve çok birşey beklemezdi, destek olurdu. O hallederdi herşeyi. Burada temizlik listeleri oluşturup hayatımı oldukça kolaylaştırdım. Onları yapmazsam işin içinden çıkamam gibi geliyor. En basit şeyler bile gözümde büyürdü plan yapmadan ilerleyince. Sonra öyle bir düzene oturttum ki. Her gün cam bile siler oldum ama bir süre sonra her gün cam silmek çok gereksiz ve yorucu gelmeye başladı. Güzel yanları yok mu? Var. Her günü pırıl pırıl görüyorsun içeride olsan da ((: Ama her gün cam silmenin de lüzumu yok. 

Yani demek istediğim şu ki; köyde olmanın zor yanları da oldukça fazla evet. Kargo beklemek bunlardan biri :p Şaka şaka o en basiti. Ama burada olmak bana çok büyük şeyler kazandırdı.Temizlik yapmayı öğrendim :p Kendime yetmeyi öğrendim. Yemek yapmaktan çok keyif aldığımı öğrendim örneğin. Çalışırken hafta sonları yapıyordum ara sıra. Şimdi bir sürü vaktim var ve bir sürü yapabileceğim şey. Evde rengarenk makarnalar yapmak, enfes soslarla pişirmek en büyük hobilerimden biri örneğin. İnsan kendi yaptığı makarnayı yiyince markettekilerin makarna olmadığını anlıyor. 

Ve burası çocukluğuma döndürdü beni. Bahçelerde koşan, kurbağa avcısı, ineklerle oynayan bir kızdım. Şimdi yine her fırsat bulduğumda bahçedeyim. Çiçek, böcek peşinde.Bir sürü şey öğrendim. Keyfi gezintiler yanında tarım, arıcılık. Bunlar çok kıymetli şeyler, özellikle gelecek için felaket senaryoları yazılırken.

Çok şanslıyız ki buradayız. 

Şimdi gidip ördüğüm çorabıma devam edeyim. Oldukça basit bir model olmasına rağmen ilerlemedi. 


Bu kitabıma da aşığım. 

((:


29 Mart 2024 Cuma

02

Günü Cumartesi sanarak okul saatinde uyanık olmama rağmen oğlumu okula kaldırmayıp, sabah sabah telefon çalınca şaşırıp, 'Bu kim ya sabah sabah' diyerek yükselmeme (arayan servisçiymiş ((:), günün o şekilde Cuma olduğuna aymama puanım 10. Bu şaşkınlığım en çok A'ya yaradı, kafa tatili vermiş oldum ona. ((: Bravo bana.

Buraya almak istediklerimi de eklemeye karar verdim. Unutursam buraya bakınca hatırlarım. Tabi bir bloğumun olduğunu da unutmamam lazım. ((:

Neyse ki bu aralar içim dürtüyor da uğruyorum buraya ara sıra. 



Beklediğim ve hala gelmeyen kitaplarım var gözlerim yollarda kaldı. Örgüye dair elimin altında olmasını istediğim ne varsa gözüm çok aç. Bir sürü kitabım, denemeye bile fırsat bulamadığım bir sürü değişik şişim olmasına rağmen gözüm doymuyor ve sürekli yenilerini almak istiyorum. İnsan aç gözlü. 

Bir de herşey o kadar çok pahalandı ki zamanında almadığıma üzüldüğüm şeyler oluyor. Bir şiş 550 TL olmamalı bence. Ama oluyor işte. Tabi ki şişe gelene kadar neler var neler. Şu anda örgü örmek bile lüks baktığımda. Kötü şeyleri düşünmek istemiyorum ama öyle çıkıverdi işte. 

Bu ara fıstık yeşili, çok güzel renkli bir çorap örüyorum. 



İçime sinmeyen bir yeri oldu ve ördüğüm tüm çorabı söktüm baştan başladım.



Bu aralar sık sık anneannemi hatırlar buluyorum kendimi ve çocukken iyi ki bana örgü örmeyi öğretmiş annem ve anneannem. Bir sürü Barbie'm vardı ve hep aynı kıyafetleri giymelerinden sıkılır, annemden elbise örmesini isterdim ama küçük parçalardan sıkılır ve örmezdi. En sonunda anneannemle beraber bana örmeyi öğrettiler de kurtuldular ısrarlarımdan. Çünkü istediğim birşey için ısrardan yorulmayan bir çocuktum. Bir de o zamanlar farkında değildim ama örgü aslında taa o zamanlardan bana iyi geliyormuş. Herkesin hayatı kendine zor bilirim, benim de çocukluğum oldukça travmatik ve zordu. Bazen o günleri düşününce tüm o şeyleri yaşayan biz miydik diye düşünmüyor değilim. İnsan kendi hayatına uzaktan bakınca çok şaşırıyor. Bir yabancı gibi.Neyse işte örgü de çocukluğumda beni bir nebze alıp götüren, kaosun ortasında rahatlatan bir aktiviteydi. 

Çocukluktan sonra çok uzun yıllar örmedim. Ara sıra arkadaşlarıma ördüğüm minik atkıları falan saymazsam tabi. 

2014 yılında hayat yine bizi kendince şöyle bir sallarken, 'Çok sabırsız bir insanım kendimi denemeliyim' derken; yine örgü örerken buldum kendimi ve sabrımı deneyeceğim ya koskocaman battaniyeler örmeye başladım. Çok da sevdim oraları da. Rengarenk minik motiflerin birleşip koskocaman battaniyelere dönüşmeleri çok büyülü geldi bana.

Aslında kendimi tanıttı örmek. Sabırsız biri olmadığımı anladım. İstikrarsız yanıma çok iyi geldi. Değişmeme yardım etti. O yüzden örgünün şifa olduğuna inanıyorum. Yazmanın da öyle. İkisini de birbirine benzetiyorum üstelik. İyi geliyorlar. 

Beklediğim kitabım bugün gelir umarım. Köyde yaşamanın en zor yanlarından birisi kargo beklemek. ((:

Bir ara bununla ilgili yazayım. Ne de olsa uzun yıllar oldu köye taşınalı. 
((:

26 Mart 2024 Salı

01

Bir blog açtığımı unutmuşum bile. Tesadüfen buldum gecenin bu saatinde. 

Saat 04.54.

Bazen eski blogger günlerini özlediğim oluyor. Teknolojinin şimdiye göre daha az hayatlarımızda olduğu günleri. Telefon uzvumuz gibi değil. Fotoğraf makinamı alıp sokak sokak geziyorum , bir hevesle eve girip paylaşıyorum. Düzenli olarak yazıp, düzenli olarak sevdiğim blogları okuyorum. Yeniden canlansın çok isterim, yeniden yazalım, yeniden okuyalım. Ama olmuyor. İlk açtığım bloğumun üstünden o kadar uzun yıllar geçti ki ve sonrasında 'moda' sı geçip hepimiz yazmayı bırakınca o eski tadı alamadım. Sürekli sildim sildim, yenilerini açtım. Yine açmışım ve yine kendim bile unutmuşum işte yeni bir blog açtığımı. Demek ki gerçekten her şeyin bir zamanı, bir devri var. Geçmiş bu da. Biz de geri gelmeyeceğini, aynı olmayacağını bildiğimiz şeyleri özleyip duruyoruz.

Yine de burayı zihnimin çöplüğü olarak kullanmaya devam edebilirim belki unutmazsam. 

06

Benim yine sabah sayfaları yazma zamanım geldi hissediyorum. Çünkü yine zihin dağınıklığı, iç sıkıntısı gibi bir sürü şeyle uğraşıyorum. Bel...