5 Haziran 2025 Perşembe

Kamburu yandan bakılınca görünmeyen adamın hikayesi

 "Ne kadar da özledim onu. Ne zamandır gidemedik ziyaretine."

 Babası askerdi kızın ve nicedir görüşmüyorlardı. Günlerden Cumaydı ve kız babasını çok özlediğini annesiyle paylaşıyordu dapdaracık kaldırımlı sokakta yürürlerken.
Babaanesinin zemin kattaki evine yaklaştıklarında annesi çok şaşırdı.
 "Bak baban burda.nasıl olur!"
İçeri girdiler. Babasına sarıldı kız. O kadar özlemişti ki. Kokusunu içine çeke çeke;
 "Babam" dedi."Ne çok özledim seni bilsen. Tam da az önce anneme senden söz ediyordum. Seni görmeyi ne çok istiyordum. Başka birşey istesem olacakmış."
Babasının saçları kısacıktı. Yüzü sanki daha da gençleşmişti. Ev tertemizdi. Herkes de bir telaş ve koşuşturmaca vardı. Demek babasının böyle aniden çıkıp geleceğini biliyorlardı.
Babası mutfağa gitti.O da peşinden.Ağabeyi de yanlarındaydı. Birden onu dehşete düşüren bir şey farketti. Babası arkası dönük tencerede bir şey karıştırıyordu-muhtemelen helva- ve sırtında iki tane koskocaman kambur vardı! Nasıl olur da bunu babasına koşarken, ona sarılırken fark edememişti?
Döndü ağabeyine sordu;
"Babamın sırtındakiler ne? Hep öyle mi kalacak?"
Ağabeyi üzgün, babası duymasın diye adeta fısıldarcasına;
"Öyle kalacak." dedi."İyileşmez artık o."
Dışarıda deli bir sağanak başladı ve babasıyla ağabeyi dışarı çıktılar eski dostlarının yanına şarkı söylemeye.

4 Haziran 2025 Çarşamba

Kiraz Mevsimi

'Sen hep yaz ben okurum' derdi babam. Gittiği yerde okuyacak mı acaba? 

Eskiden yazlar da daha mı yazdı ne. Renkler daha parlak, sesler daha coşkulu, kirazın rengi bile daha kırmızı. 

Kızın en sevdiği meyveydi kiraz. Kulağına küpe yapması da ayrı bir hoşuna giderdi. Yazı heyecanla beklemesinin sebeplerinden biriydi kirazdan küpeler takıp sevgilisine yakıştı mı diye sorup kıkırdamak.

O yaz yine kiraz mevsimi gelip okul tatil olunca kız kendini yine en sevdiği şey olan yazmaya ve okumaya vermişti. Dersleri de karnesi de çok iyiydi her zaman ki gibi. O yüzden ne annesi karışıyordu uzun uzun okumasına ne de babası. Sevgilisinin dersleri ise yine berbattı. Bütün seneyi çalışmadan geçirmiş ve sonunda tam yedi kırıkla çıkmıştı babasının karşısına. Ders çalışmadığı, okumadığı, 'adam olmaya' niyeti olmadığı için de babası zaten kafayı takıktı oğlana. Yedi tane kırık getirince de olan olmuştu işte. Verdi oğlunu bir arkadaşının yanına çalışsın da azıcık burnu sürtülsün diye. Belki okumanın ne kadar kıymetli olduğunu anlardı böylelikle. Demişti zaten arkadaşına, 'Eti senin, kemiği benim' diye.  

Kız o yaz sevgilisini çok göremiyordu. Daha da çok okumaya vermişti kendini. Öğlenleri çoğunlukla okuyor hava çok sıcak olduğu için de uyuyakalıyordu kitabı elinde. Bütün yazı böyle geçecekti galiba. Sevgilisini özleyerek ve onu çok az görerek. 

Kız yine bir öğlen uykuya daldı. Ağzı kurumuş halde uyandı, dolaba yürüdü gözleri yarı açık yarı kapalı. Buz gibi suyu ararken elleri, önünde bir notla bir poşet içinde kirazlar gördü. 

Nota ilişti gözü yıkamadan kirazlardan birini ağzına atarken. 

'Güzelim, geldim ama çok güzel uyuyordun uyandırmaya kıyamadım. Bugün ilk paramı kazandım. Amcanın teki beni çok sevdi ve işini hallettim diye 1 TL bahşiş verdi. Ben de çok sevdiğini bildiğim için sana kiraz aldım. Soğuyor. Soğuyunca ye. Seni çok seviyorum.'

Yıllar sonra bir gün terkedildi ama ne zaman kiraz mevsimi gelse, aklına hep ne kadar güzel sevildiği geldi kızın. Sıcak yaz mevsiminde babasının zoruyla çalıştırılan ve onca mutsuzluğunun içinde kazandığı ilk parayla sevdiği kıza kiraz alan o oğlan. 

'Her şey sensin. Sevilen ama sevmeyen. Her şey sensin saygı duyulan, hayran olunan ama asla saygı duymayan, hayran olmayan. Seni sevip yanında olmaya çalışıp, sevgimi sana vermeye çalışmak çok zormuş. Artık ben yokum. Hoşçakal' 

Son mektubu oldu çocuğun kıza yazdığı. 



🌸 Güç, Kılıç ve Çiçek: Bir Tarot Masalı 🌸

Bir zamanlar, uzak ve soğuk bir krallıkta sadece aklın konuştuğu, duygulara hiç yer olmayan bir ülkenin hükümdarı yaşarmış. Bu kral, Kılıçl...